Selamlar gezginler! Samet Hoca, Murat Hoca, Bayram Hoca ve bendeniz; bu kez öğretmenler odasının sohbetini raylara taşıyoruz. Halkalı’dan Sofya’ya gece treniyle giderken bavullara eşyaları sığdırıyoruz ama muhabbetin ölçüsü kompartımana pek uymuyor. Bir şehre varmanın ötesinde, yolda birlikte geçirilen zamanı da sevdiğimiz bir yolculuk bu.
2025 baharındaki Bulgaristan gezimizin ilk bölümünde önce trene yerleşiyor, sonra Sofya’nın sokaklarına karışıyoruz. Büyük tarihî yapıların arasına küçük dükkânlar, fiyat hesapları ve memleketten tanıdık tat arayışları giriyor. Gezgin öğretmen refleksi burada da çalışıyor: Merak ettiğimiz her şey kısa bir sohbet konusu, fakat bu sınıfta söz almak için el kaldırmak gerekmiyor!
Halkalı’da başlayan, kompartımana sığmayan muhabbet

Halkalı peronundaki heyecanı, vagonda çok daha pratik sorular takip etti: Montlar nereye, çantalar nereye, oturacak yer nasıl açılacak? Dört yetişkinin dar bir alana yerleşmesi küçük bir koordinasyon çalışması. Erasmus toplantılarında grup çalışması konuşulur ya, burada uygulaması gayet somut: Önce herkes kendine değil, birbirine alan açıyor.
Videodaki ortaya bir zigon fikri yolculuğun unutulmaz şakası oldu. Evden sehpa getirmedik ama hayali bile kompartımanı bir anda tanıdık bir oturma odasına çevirdi. Bazen gezinin hafızasında en çok yer tutan eşya, yanınızda olmayan eşya oluyor! Bu neşenin arkasında arkadaşlık var; gece treninin ritmini de biraz o belirliyor.

Gece trenini özel kılan biraz da bu: Bir koltuğa oturup varış saatini beklemekten fazlası. Hazırlanmak, yerleşmek, sohbet etmek ve sınır işlemleri için belgeleri erişilebilir tutmak yolun ritmini oluşturuyor. Sofya’ya geldiğimizde elimizde yalnızca bir ulaşım deneyimi değil, anlatılacak küçük sahneler de birikmişti.
Sofya’ya ilk bakış: Önce sokaklara karışmak
Garın ardından otele doğru yürürken şehir bizim için yavaş yavaş açıldı. Bir tabela, bir bina, uzakta görünen bir kubbe derken yol boyunca tarih ve coğrafya sohbeti başladı. Kameraya konuşmakla arkadaşlarla konuşmak birbirine karışıyordu. Bizim gezi tarzımız biraz böyle: Önce gündelik hayatın içine giriyoruz, sonra büyük yapılara doğru ilerliyoruz.
Sofya’yı tanımaya bir dükkân kapısından başlamak güzel bir fikirdi. Kuruyemişler, peynirler ve farklı ürünler önümüzde sıralandıkça merakımız da çoğaldı. Ne olduğunu anlamaya çalıştığımız bir ürün, nasıl kullanıldığını sorduğumuz başka bir şey… Şehri yalnızca gezilecek yerlerden ibaret görmeyince en küçük alışveriş bile hikâyeye dönüşüyor.
Peynir tezgâhında hesap, bal tezgâhında memleket sohbeti
Peynir ve tereyağı tezgâhında bu kez matematik branşı hepimizde devreye girdi. Videodaki 20 ile çarp hesabı, o günkü kurla yapılan hızlı bir karşılaştırmaydı. Fiyat, gramaj, alıştığımız ürün derken tezgâhın önünde küçük bir değerlendirme toplantısı açıldı. Bu rakamları güncel fiyat diye taşımıyoruz; asıl hatıra, dört öğretmenin aynı ürünü farklı açılardan tartışması.
Bal sohbetinde Girit ve portakal çiçeği konuşulurken bizim tarafta kestane balı gündeme geliyor. Dünyanın başka bir köşesini gezerken tanıdığınız bir tadı aramak çok insani. Şehrin kültürünü raflardan öğrenirken kendi alışkanlıklarınızı da fark ediyorsunuz. Her dükkândan alışveriş yapmak şart değil; bazen bir kavanozun etrafında dönen konuşma eve kadar geliyor.
Opera binasından altın kubbelere

Dükkânların ardından Sofya Opera ve Bale Binası önüne geldik. Programlara bakarken Kiril alfabesini çözmeye çalışmamız, gezinin küçük ama tanıdık zorluklarından biriydi. Büyük sütunlar, bina önündeki heykel ve baharın canlandırdığı sokaklar, yürüyüşün temposunu değiştirdi. Bu kez alışverişten çok başımızı kaldırıp şehre bakıyorduk.

Aleksandr Nevski Katedrali’ne yaklaşırken şehirdeki ilk keşiflerin bizi neden buraya getirdiği belli oldu. Uzaktan bakılan kubbeler, önünde durduğunuzda bambaşka bir ölçeğe kavuşuyor. Dışarıda hatıra fotoğrafı çekmek için verilen mola, Sofya’ya gerçekten vardığımızı hissettiren anlardan biriydi.
Katedralin içinde sesimizi kısarken

İçeri girdiğimizde gezi sohbeti yavaşladı. Mermerin, ikonaların ve avizelerin oluşturduğu büyük mekânda gözümüz ayrıntıdan ayrıntıya gidiyordu. Bir yapının önünde fotoğraf çektirmekle içinde bir süre durmak aynı deneyim değil. Dışarıdaki arkadaş muhabbetinin yerini burada daha sessiz bir merak aldı.
İlk bölümün sonunda Sofya’yı yalnızca altın kubbeleriyle hatırlamıyoruz. Peron, zigon şakası, peynir hesabı, bal sohbeti ve katedralde kendiliğinden kısılan sesimiz aynı güne ait. Yolun güzelliği de bu: Birlikte gülmeyi bilen bir ekip, sessizce bakılması gereken yeri de fark ediyor. Antika tezgâhları ve gül kremi arayışı ise serinin devamında bizi bekliyor.
Bu yolculuğu planlayanlara küçük notlar
Videonun başlığında “yataklı tren” ifadesi kullanılıyor. Rezervasyon yaparken yataklı ve kuşetli vagon seçeneklerini ayrı inceleyin; kompartıman düzeni, bilet ve yer rezervasyonu aynı şey değildir. Güncel sefer ve vagon bilgisi için BDZ’nin resmî Halkalı–Sofya sayfasını kontrol edin. Videodaki saatleri güncel tarife gibi kullanmayın.
Bu gezi 2025’te gerçekleşti. Anlatıdaki leva ve TL karşılaştırmaları o döneme ait. Bulgaristan 1 Ocak 2026’da euroya geçti; yeni bir gezi planlarken güncel fiyatları kontrol edin. Rahat ayakkabı, küçük bir günlük çanta ve ulaşılabilir belgeler bu tür yolculuklarda iyi bir hazırlık olur.
Sofya yolculuğunun ilk bölümünü izleyin
Hikâyenin devamı: Sofya’da antika tezgâhları, gül kremi arayışı ve yağmur sonrası sokaklar. İki uzun bölüm ve kısa videolar için Bulgaristan oynatma listemize göz atabilirsiniz.
Görseller: EnGinizce. Fotoğrafları üzerine tıklayarak aynı sayfada büyütebilirsiniz.









