Bu Köyde Zaman Durmuş! İzzet Amca’nın Sandığından Çıkan Hayat Hikâyesi
Bazı yolculuklar kilometreyle değil, bir eşikle başlar. Beypazarı’ndan 20 kilometre ayrılıp Doğanyurt Köyü’ne saptığınızda haritada değil, takvimde geriye doğru gidiyorsunuz. Ankara’nın telaşının tamamen yankısını kaybettiği bu köyde, bizi bekleyen bir kapı vardı: köyün en yaşlısı, yaşayan efsane İzzet Amca ve bir ömürlük yoldaşı Havva Hala’nın kapısı. O kapıyı çaldığımızda saatler değil, on yıllar geriye sarıldı.
Sandık Açılıyor: Bir Ömrün Siyah-Beyaz Kanıtları
İzzet Amca’nın evinde en değerli mobilya, gösterişli değil; ahşap bir sandık. Kapağı açılır açılmaz buram buram zaman kokusu yayılıyor: eliyle tuttuğu saka kuşu, dağların bağrında geçen çobanlık yılları, hatta gazete sayfalarına taşınmış o unutulmaz anlar… Fotoğraf fotoğraf, anı anı anlatmaya başlıyor İzzet Amca. Birinde elinin avucunda saka kuşu; ötekilerde yaralı bulup şefkatle iyileştirdiği geyik yavruları var. En güzeli de şu: büyüyüp güçlendiklerinde onları yeniden ormana salmış. Sevdiği için beslemiş, sevdiği için bırakmış.
Fotoğrafların arasında Havva Hala da kendini buluyor: “Yün eğirme şeyi bu herhalde,” diyerek gülümsüyor. Meğer o çıkrık, hem sandıkta hem bugünde — değişmeyen tek şey oymuş gibi. Bir karede şahlanmış bir teke ve tepesinde süzülen bir kuş; bir başkasında kavalını üflerken geyikleriyle baş başa kalmış, dağlara karşı duran genç bir adam. Gazetedeki küpürse onu köyün dışında da bir kez efsane yapmış. Zaman durmuş dedik ya; işte kanıtı bu sandıkta, sararmış kâğıtların arasında duruyor.
Kavalın Sesi, Yünün İpliği
Sonra o an geliyor. İzzet Amca, yılların yorgunluğunu ve bilgeliğini omuzlarında taşıyan kavalını eline alıyor. “Öter mi, ötmez mi bilmem gâri…” diye başlayan şakaya Havva Hala’nın cevabı gecikmiyor: “Vay, öter öter!” Ve ötüyor; değil dağlara, yüreklere kadar işleyerek.
O kaval nefesiyle konuşurken, Havva Hala da bir yandan yün eğiriyor. Melodinin ritmi, ipliğin ritmiyle buluşuyor; yıllardır böyle buluşuyorlar zaten. Dakikalar süren dinletinin sonunda iltifatlar yağıyor: “Ağzına sağlık İzzet Amca! Bayağı nefes tükettin ama maşallah, yine iyi çaldın.” İzzet Amca’nın oğlunun(?) ağzından çıkan o cümlese bizim en çok içimize işleyen olsun: “Yeter yav, yeter — ağzına sağlık, çocuklar da duydu bak!” Bir çalgının en güzel eleştirmeni, onu dinleyen evlatmış.
Zamanın Durduğu Avlu
Bu eşsiz anın fonunda Doğanyurt, tüm sade güzelliğiyle akıyor: İzzet Amca’nın 40 yıllık emektar cipi — kendisi kadar sahi ve kendisi kadar gururlu; köyün huzur veren camisi; sevimli dostlarımız ve doğası. Şehrin gürültüsüne alışmış kulaklar, burada kavalın nefesinden fazlasını duymuyor.
Bu video bir köy ziyareti kaydı değil; Anadolu irfanının, doğa sevgisinin ve bir ömre sığan sayısız hatıranın öyküsüdür. İzzet Amca’nın sandığından çıkan her fotoğraf bir ders; Havva Hala’nın çıkrığından gelen her ip bir sabır; o kavaldan çıkan her nota bir şükürdür.
Video Bölümleri (Chapters):
- 00:00 – İzzet Amca’nın Sandığından Çıkan Anılar
- 00:22 – Geyik Beslediği Yıllar
- 00:55 – İzzet Amca Müzik Aleti Çalıyor
Eğer videoyu beğendiyseniz BEĞEN tuşuna basmayı ve bu güzel anıları daha fazla kişiye ulaştırmak için PAYLAŞMAYI unutmayın. İzzet Amca ve Havva Hala’ya yorumlarda bir selam göndermeye ne dersiniz? Yeni videolardan haberdar olmak için ABONE OLUN!











