Bir şehri yıllar sonra hatırlatan şey bazen kocaman bir kule değil, elde tutulamayan bir waffle oluyor. Brugge’de ailece dolaştığımız o kış gününde de başımıza tam böyle bir şey geldi. Tarihî meydanları gezerken acıkmış, gözümüzü Belçika’nın meşhur tatlı molasına çevirmiştik. Çocukların seçimi hazırdı: çilekli ve çikolata kremalı waffle.
Chez Albert’ten aldıklarımızı kameraya anlatmaya çalışırken küçük bir dikkatsizlik yaşadım. Waffle’ın bir kısmı yere düştü. Videodaki gülüşmeler, peçete arayışı ve ‘sağlık olsun’ havası, günün kusursuz bir kartpostal olmadığını çok iyi anlatıyor. Bugün düşününce, akılda kalan tam da bu.
Bir bank, bir mola ve ortak bir meslek
Kutsal Kan Bazilikası çevresindeki ziyaretimizin ardından meydanda soluklandık. Türkiye’den gelen öğretmen bir aileyle karşılaşmamız, yabancı bir şehirde sohbetin ne kadar çabuk kurulabildiğini gösterdi. Bir anda konu konaklamaya, ailece gezmeye ve Avrupa rotalarına geldi.
Bu karşılaşmanın güzelliği, aynı dertleri paylaşmamızdı. Çocukların yorulması, bir sonraki şehre yetişme düşüncesi, ev mi otel mi sorusu… Gezi planlarının arkasında hepimizin bildiği gündelik kararlar var. Meydanın kalabalığı içinde kısa bir sohbet, şehri daha yakın hissettirdi.


Belfort’a baktık; tepesine çıkmadık
Markt’a gelince gözler ister istemez Belfort’a dönüyor. Dar sokakların ardından açılan meydanda kule bütün dikkati topluyor. Avlusuna yöneldik, çıkışı değerlendirdik; ama o gün yukarı çıkmamaya karar verdik. Yürüyüş yorgunluğu ve ailece verdiğimiz karar, rotamızı başka türlü şekillendirdi.
Bizim hikâyemizde kule tepesinden çekilmiş bir panorama yok. Belfort’un gölgesinde dolaşmak, avlusuna bakmak ve meydanın içinden onu seyretmek var. Her simgenin en üst noktasına ulaşmak gerekmiyor. Bazen bir yeri eksik bırakmak, günün geri kalanına daha çok enerji ayırmak anlamına geliyor.
Köprülerde durmak için bir sebep daha
Meydandan yeniden kanallara yöneldiğimizde Brugge’nin büyük yapıları kadar küçük geçişlerini de sevdim. Bir köprünün korkuluğu, arkasındaki dar su yolu ve yan yana sıralanan evler, aile fotoğraflarımıza doğal bir arka plan oldu. Albümde aynı yerde birkaç kez durmamızın sebebi de bu: manzarayı hemen bırakmak istememiştik.
Fotoğrafın çekildiği an kısa sürüyor; doğru duruşu beklemek, birinin gözünü kapatması, yeniden gülümsemek ise o anın görünmeyen devamı. Brugge’den getirdiğimiz karelerin içinde şehirle birlikte bu küçük aile halleri de var.


Yorgunlukla birlikte gelen güzel bir hatıra
Gezimizin devamında patates molaları, çikolata vitrinleri ve hediyelik dükkânları da yürüyüşe eşlik etti. Günü tek bir büyük etkinliğe bağlamadık; sokaklar, kısa duraklar ve birlikte geçirilen zaman bütünün kendisi oldu.
Brugge’ye dair bende kalan duygu şu: Bir geziyi güzel yapan, her şeyin planlandığı gibi gitmesi değil. Bazen yere düşen waffle bile anlatacak bir hikâye bırakıyor. Kuleye çıkamadığınızda şehir bitmiyor; bir sonraki köprü ve yeniden gülebileceğiniz bir an sizi bekliyor.
Gezinin videosu
Fotoğraf albümü: Brugge – Ocak 2026. Görseller: EnGinizce.










Kuleye çıkılmadığının açıkça anlatılması ve waffle kazasının doğal haliyle hikâyede kalması yazıya samimiyet katmış. Ailece gezerken verilen küçük kararlar çok tanıdık.
Waffle’ın talihsiz sonu gezi günlüğünün unutulmaz sahnesi olmuş! Tatlı bir aksilik diyelim. 🧇😅
Çıkılmayan kuleyi çıkılmış gibi anlatmamanız çok hoş. Gerçek aile gezisi böyle samimi oluyor! 👏😊
Meydandaki öğretmen aileyle karşılaşma ayrıntısı güzel; seyahatin sürprizleri insanlarla çoğalıyor. 💬✨
Bir waffle kazasıyla başlayıp kanallara uzanan hikâye… Brugge senaryoyu kendi yazmış! 😄🌉
Yere düşen waffle’ı günün hatırası hâline getirmeniz ve meydanda karşılaştığınız öğretmen aileyle sohbetiniz yazıya çok samimi bir sıcaklık katmış. ‘Her simgenin tepesine çıkmak gerekmiyor’ düşüncesi de ailece gezenler için çok değerli bir not. Küçük bir öneri: Chez Albert’in Markt’a uzaklığını ve kış aylarındaki yoğunluğunu bir cümleyle eklerseniz waffle molası planlayanlara yardımcı olur.